Köşe Yazarı Dediğin..

 

Son yıllarda adeta vazgeçilmezimiz olan sosyal ağlara kadar her yere bilgi akıyor. Kimisi doğru, kimisi yanlış, kimisi temiz, kimisi kirli ama akan bilginin hacmi baya bir büyük. Bu nedenle hepimiz ister istemez her gün daha çok köşe yazısı okuyup hatta okumakla kalmayıp bunlar ile ilgili düşündüklerimizi yazının hemen altına küçük bir yorum olarak kondurmaya çalışıyoruz.

Köşe yazısı yazmak demek ille de ‘dalga geçeceksin, saracaksın’ demek değil.

Ara sıra eleştireceksin de..
Diyelim haftada altı gün yazı yazıyorsan; altısında da çiçeklerden böceklerden bahsedip önüne geleni övemezsin. Kimse seni okumaz. (Zaten altı gün köşe yazılmaz.)
Birilerinin söylediğinin tersini söyleceksin.
Farklı olman lazım yani.
Farklı olmak için de sert perdeden gürleyeceksin.

Ne yapalım, köşecilik dünyası böyle bir şey…
Peki insan başkalarının hayatı üzerine eleştiri yapa yapa mutlu ve huzurlu bir insan olabilir mi acaba? Nasıl olunabilir ki?
Karşımdakinin mutsuzluğu ile mutlu olamıyorum. Koşup bilgisayarın başına satır satır yazmak istemiyorum.

Köşe dediğin, Twitter dünyasının uzun versiyonu… 140 değil de, 3 bin 500 karakter.

Bence köşe yazarı dediğin ezber bozmaya itmeli okurunu. Öylesine yazılmış bir köşe yazısı sadece o gün o yazarın köşesi boş kalmasın diye kaleme alınmış gibidir adeta. Yani aslında ‘köşe yazılmamış’, ‘köşe kapılmıştır’ ..

Ben yazı yazmayı çok seviyorum .

Birkaç gün önce gazetede yazmaya başlayalı tam 1 yıl oldu. Beni bu konuda cesaretlendiren ve başlangıç yapmamı sağlayan genç gazeteci arkadaşlarıma kendi uslubumle ve kendi bakış açımla yazma imkanını bana tanıdıkları için çok teşekkür ederim. Kalemimin güzelliğini sizlere borçluyum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir